Selin Aktan biyografisi

Fotoğrafım
istanbul, Turkey
Selin Melek Aktan, Cerrrahpaşa Tıp Fakültesindeki eğitimini tamamladıktan sonra İngiltere'de College Fashion Design bölümünü bitirdi. Belçikalı bir galeri sahibinin sergi teklifi ile profesyonel sanat hayatına başladı.Anadolu motif ve renklerinden esinlendiği ''orientalpopart koleksiyonuyla 2004 Zurih Art Show'un en avangard sanatçısı seçildi.Çalışmalarını Yunanistan Bulgaristan, Isviçre,Fransa, İtalya Polonya,Avusturya ,Danimarka, Mısır, LosAngeles,NewYork, Miami' de sergileyen Aktan'ın eserleri 2009da USA Museum of the Americas koleksiyonuna alındı. İtalya'daki İnsan Hakları sergisine davet edilen Aktan'ın''Savaşta Çocuk''eseri Caserta Müzesine alınırken,bu konudaki yazısı Amerika'daki surfax tarafından dünyayı besleyen en iyi makaleler arasına seçild.2007 de yayınladığı ''Aşk Selinde Uçuşan Melekler''şiir kitabı ÇYDD yararına satılan Selin,2010da eğitim projelerine destek vermek amacıyla söz ve müziği kendisine ait ''Rüzgarlara Fısıldadım ' 2012de ise ''Şaka gibi herşey''albümlerini çıkarttı.Aktan 2010 da Nişantaşı'nda Apeiron Artplus Galeriyi kurdu.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Eğlence Dünyasının Sevimli alkolikleri



Erkekler ordusunun en cömert neferleridirler. Tabi alkol duvarını aştıkları zaman. Bu yüzden de gece klubü garsonları ve kapıcıları ile özel bir iletişim içindedirler. Belirli bir saatten sonra yüz lira ile on lirayı ayıramadıkları için tuvalet bekçilerinden de bol bol hayır dua alırlar. Gösteriş için para harcamaya, ona buna bir şeyler ısmarlamaya bayılırlar. Hatta ertesi gün ceplerinde beş kuruş kalmayacak durumda bile olsalar masalarında başkasının hesap ödemesini adeta hakaret kabul ederler. Zaten de kimse böyle bir hata yapmaya cesaret edemez ya da etmez. Bütün gece size cilveler yapar elinizi ayağınızı tutar, eve geldiğinizde de yatar horul horul uyurlar.Bazen de size ters düşmek pahasına masanızdaki tüm kadınlara asılırlar. Uyardığınızda masum olduklarını iddia ederler. Eğer konuyu uzatırsanız gece kavgayla sona erer. Arkadaşlarınız ise iyi niyetli iseler, size belli etmeden eşinizin veya sevgilinizin sözsel veya fiziksel tacizlerini nasıl başlarından savacaklarını düşünürler. Gece bittiğinde herkes ferahlar. Diğer kadınlar kurtulmuş, ama yılın zampara ayyaşı size kalmıştır. Talihliyseniz alkol çevirmesine yakalanmadan arka yollardan kelle koltukta eve gelirsiniz. Bazen de gece sizinle sevişir, ama ertesi gün ne yaptıklarını hatırlamazlar. Sizin yerinize temizlikçi kadın da koynuna girseydi pek bir şey fark etmeyeceğini anlamak tabi ki pek gururunuzu okşamaz. Ayrıca yabancı bir mekandaysanız(otel veya arkadaşınızın evi gibi) gece tuvalet yerine salondaki goblen kanapeyi kullanmaları da mümkündür.En tatsızı ise size içki içmeniz için yaptıkları ısrarlardır. İçkili olmazsanız onun kadar eğlenemeyeceğinizi veya alkolsüz bir kadının onları ne derece itici bulacağını düşünerek , garsonları aratmayacak bir hızla bardağınızı doldururlar. Günlük hayatlarında akıl almayacak kıskançlıklar yapan bu tarz erkekler çoğu kez birkaç kadehten sonra karılarını çengi gibi oynatarak fantezilerini beslemeye bayılırlar. Bazen de tam tersi olur. Arka masada karısı zorla oraya sürüklediği için oturan, daha doğrusu uyuklayan zavallı aile babasını yanındaki kadına göz süzüyor zannederek , yeri göğü birbirine katarlar. Kısacası gündüz tanıdığınız adam gece bambaşka bir yüzü ile karşınıza çıkar. Bazıları da susup süt dökmüş kedi gibi kabuğuna çekilir bir kelime konuşsun diye bin bir şaklabanlık yapıp deli olmanıza sebep olurlar. Ellerinde rakı kadehi dalgın dalgın ufka bakar, sanki ruh ve cinlere karışırlar. Doğal olarak sabah kalkışları da pek suratsız olur. Normal olarak alınacak önlem, kahve yüklerini iyice yüklenmeden ,yani neredeyse öğle saatlerine kadar yanlarına pek yaklaşmamaktır. Akşam üzeri aldıkları ilk kadehten sonraki bir saat en verimli zamanlarıdır.

Yalnız melankoliklerden değillerse evlerinde insan ağırlamaya , kalabalık sofralarda eş dostla yiyip içmeye bayılırlar. Size her şeyi vaat eder,ama çoğu kez dediklerini yapmazlar. Ama kafaları iyi iken gökteki ayı yere indirmekten, en romantik şiirlerle ayaklarınıza kapanmaya kadar sizi onurlandıracak tüm hoşlukları yaparlar. En güzel şarkılar sizin için söylenir, elleriniz tutulur, zarif parmaklarınıza en büyük tek taşları takma sözleri verilir. Seyahat planları yapılır. Tabi alkolik bir erkekle yaşamanın dinamiğini bilen akıllı kadınlar bu sözlerin hiç birini ciddiye almazlar. Böyle bir adamın alınganlıkları, şüpheleri , ve gerçekte sizin davranış biçiminize bağlı olmayan yerli yersiz kaprisleri ile başa çıkamayacağınızı anlayana kadar alın işte iyi bir oyuncak size.




Hayatı da kendimizi de çok ciddiye almayalım ve lütfen alınganlık yapmayalım beyler..Biraz gülelim diye yazdık işte..e var böyle tipler atrafımızda yalan mı...
Bu tip yazılarım uzun süre hikayeler.net de yayınlandı.Kitap yapalım dediler,çok gayri ciddi oldukları için hiç düşünmedim. .Sonra bloglara alındı.Sonunda ben de kendi bloğuma koymaya karar verdim.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN


! Bir aşk için yapabileceğin her şeyi
yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden
zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir
gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini
"Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile
karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil
yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler
yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu
yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen
karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı
yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar
söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden
sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa
bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde
tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı
ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok
oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen
mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline
almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun
mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin
kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası.... Sen yüreğinin sesini
dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler,
ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek
var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde
taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman
kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri
dolduracak yüreğini...

5 mayıs 2009 Düş Zamanı resim ve heykel sergisi açılış fotoğrafları

Selin Aktan Düş Zamanı resim ve heykel sergisi açılış fotoğrafları

19 mayıs wine and cheese partisi fotoğraflarımız(tıklayınız)

17 Mayıs 2009 Pazar

19 mayısta dostlarımızı GALERI 5 de Düş zamanı etkinliğinde ağırlıyoruz.



5 mayısta düş zamanı isimli resim ve heykel sergimizin açılışına gelerek bizi onurlandıran tüm misafirlerimize binlerce teşekkürler.19 mayıs hepimizin gurur duyduğu bir bayram.Gençlerin ve kendini genç hissedenlerin bayramı..
Biz de açılışımıza gelemediği için üzüntülerini bildiren arkadaşlarımızla,aynı ortamı tekrar yaşamak isteyen dostlarımızı böyle bir günde bir araya getirmek istedik.Sizleri şarap peynir ve müzikle ağarlamak istiyoruz.

12 Mayıs 2009 Salı

İstanbul üzerine bir söyleşi


İstanbul eskiyle yeninin,gelenekselle,modernin,zenginlikle fakirliğin kısacası pek çok zıtlıkların yan yana geldiği ,harmanlandığı büyülü bir şehir..Uzaklardayken hep özlediğim, her geri dönüşümde yeniden aşık olduğum bir yer,sanki bir baharatçı dükkanı .Her köşesinde ayrı bir koku ve doku,her semtinde ayrı bir enerji var..

Köşe başında çiçek satan çingene kadınlar, evlere temizliğe giden,her hafta sonu akrabalarından birinin düğününe davetli olan kapıcının şişman
karısı, Ortaköy’deki bir kahvede denize bakarak çayını yudumlayan genç kız,Beyoğlu’nun rock barlarında kendini gece hayatının kollarına bırakan üniversiteliler, kahve falı bakanlar, baktıranlar, Nişantaşı kafelerinde yemek yiyen süslü hanımlar, onların yanında yürüyen, sokak köpeklerine inat üzerine titrenen,köpek butiğinden alınan özel giysileri ile salınan kanişler,yoga dersine koşuşturan sportmenler,her mevsim aşık olan romantikler,Sultanahmet’te güneşin tadını çıkaran turistler, Mısır çarşısında birbirine geçmiş
baharat kokuları,Galata köprüsünün üzerinde balık tutanlar.
Bir de hava kararınca ortaya çıkan,Boğazdaki lüks gece kulüplerinde dans ederek hayatın tadını çıkaranlarla,
Taksim Harbiye hattında müşteri bekleyerek canlarını çıkaranların yer aldığı,24 saat hayatın durmadığı, sizi gün içinde karşınıza çıkardığı zorluklarla savaşçı da, filozof da yapabilecek , sürekli sınayan,öğreten ,devinen ,salınan bir şehir..Bence şehrin büyüsü de buradan geliyor.İstanbul hayat gibi,her gün size yeni sürprizler sunuyor.

Bir tarafta da tüm çeşitliliğine ve zıtlıklarına rağmen tüm bu insanları birleştiren şehir gerçekleri..Yağmur yağar,trafik tıkanır,kendinizi hayatınızda belki bir daha hiç görmeyeceğiniz taksi şoförü ile her konuda sohbet ederken bulursunuz .Otobüsle gideni de,mercedes araba kullananı da aynı kaderde buluşturur İstanbul trafiği.Zengin fakir tanımaz,sizi aynı yolun yolcusu yapıverir..Köşe başındaki simitçi gün içinde her kesimden insanın durak yeridir. Çantanın dibinden veya pantolon cebinden çıkarılan bozuk para ile açlığınızı bastırır,ağızda dağılan susam taneleri ile başka hiçbir ülkede bulamayacağınız o bir anlık mutluluğun tadını çıkarırsınız. Varoşlarda yaşayan evine ekmek götürme derdindeki simitçi,okuldan çıkan öğrenci ,sokaktaki boyacı çocukla, holding sahibinin kaderi ,o susamlı gevrek halkanın tadında birleşiverir.Canınızın en sıkkın olduğu bir günde dahi,Boğaz köprüsünden geçerken denizin üzerine düşen güneş ışınlarını görünce , kısa bir süreliğine de olsa tüm kederinizi unutur,manzaranın tadını çıkarırsınız. Kimin geçmişinde Emirgan’da, dışarıda yağmur yağarken arabanın içinde içilen demli çayın ve onun camlarda bıraktığı buğunun üzerine yazılan bir yazının anısı yoktur ki?
Bir sanatçı için inanılmaz derece de besleyici,düşlerle gerçeğin birbirine karıştığı bir şehir İstanbul..
Onunla olan ilişkim kaprisli bir sevgili ile yaşanan tutkulu bir aşk gibi.O bir gün kırık cam parçaları ile canınızı yakıp ruhunuzu kanatırken,ertesi gün yanağınıza kondurduğu içten bir öpücükle gönlünüzü alıp yeniden kendine aşık edebilme gücüne sahip.


Bu şehirde yaşananlar ,her köşe başında karşımıza çıkan hayatlarla ilgili binlerce resim ve heykel yapabilirim.
5 mayıs2009 da Galeri 5 de yer alan Düş zamanı isimli koleksiyon, değişik yıllarda yapılmış,aynı bu şehrin insanları ve semtleri gibi içinde zıtlıklar barındıran,birbirine yabancı gözüken, teknikleri ve anlatım biçimleri farklı ,ama aynı İstanbul gibi geleneksel ve yenilikçi olanın aynı potada eritileceği resim ve heykellerden oluşacak geniş bir dizinin başlangıç eserlerinden oluşuyor..
Hayatlar değişecek,ben değişeceğim,ama şehir yeni hikayelerle beni hep bekliyor olacak..Ve ben onun sırlarını anlatmaktan hiç bıkmayacağım.