| ||
Selin Aktan biyografisi
- SelinMelekAktan
- istanbul, Türkiye
- Selin Melek Aktan, Cerrrahpaşa Tıp Fakültesindeki eğitimini tamamladıktan sonra İngiltere'de College Fashion Design bölümünü bitirdi. Belçikalı bir galeri sahibinin sergi teklifi ile profesyonel sanat hayatına başladı.Anadolu motif ve renklerinden esinlendiği ''orientalpopart koleksiyonuyla 2004 Zurih Art Show'un en avangard sanatçısı seçildi.Çalışmalarını Yunanistan Bulgaristan, Isviçre,Fransa, İtalya Polonya,Avusturya ,Danimarka, Mısır, LosAngeles,NewYork, Miami' de sergileyen Aktan'ın eserleri 2009da USA Museum of the Americas koleksiyonuna alındı. İtalya'daki İnsan Hakları sergisine davet edilen Aktan'ın''Savaşta Çocuk''eseri Caserta Müzesine alınırken,bu konudaki yazısı Amerika'daki surfax tarafından dünyayı besleyen en iyi makaleler arasına seçild.2007 de yayınladığı ''Aşk Selinde Uçuşan Melekler''şiir kitabı ÇYDD yararına satılan Selin,2010da eğitim projelerine destek vermek amacıyla söz ve müziği kendisine ait ''Rüzgarlara Fısıldadım ' 2012de ise ''Şaka gibi herşey''albümlerini çıkarttı.Aktan 2010 da Nişantaşı'nda Apeiron Artplus Galeriyi kurdu.
31 Temmuz 2010 Cumartesi
SELİN MELEK AKTAN' BODRUMDA
14 Nisan 2010 Çarşamba
MISIR YOLCULARI Selin Melek Aktan ve Setenay Özbek
Selin M. Aktan ve Setenay Özbek Mısır yolcusu
Selin M. Aktan ve Setenay Özbek Mısır yolcusu
Bu haber 12 Nisan 2010, Pazartesi 12:37:40 eklenmiştir.
Zaman zaman köşe yazılarında seyahat anılarını bizlerle paylaşarak turizmle ilgili görüşlerini aktaran yazarımız uluslar arası ressam ve heykeltraş Selin Melek Aktan şimdi de Mısır yolcusu.
Çağdaş Türk resminin iki güzel temsilcisi Selin Melek Aktan ve Setenay Özbek 3.uluslararası plastik sanatlar sempozyumu için Mısır'a gitmeye hazırlanıyorlar.
Son yıllarda Arap ülkelerinde ve Mısır'da , televizyon dizilerimize ve bunlarda oynayan dizi oyuncularına gösterilen yoğun ilgi şimdi de plastik sanatlar dalındaki sanatçılarımızla devam ediyor.
Bugüne kadar yurt dışındaki pek çok uluslart arası etkinliğe davet edilen Özbek ve Aktan dünya sanat piyasasında türk resim sanatını tanıtmaya çalışırken, bir yandan da çağdaş türk kadınının da temsilciliğini yapıyorlar.
15- 22 nisan tarihleri arasında, Mısır'ın gözde tatil beldesi SharmEl Seiyh şehrinde düzenlenen uluslar arası etkinliğe davet edilen iki ressamımız , 20 ülkeden konuşmacının katılacağı konferansta Çağdaş Türk resmini anlatacak,daha sonra da bir artshowa katılacaklar.
Etkinliğin organizatörü Mohammed Hamedah,çağdaş resim sanatında türk ressamları çok etkileyici bulduklarını belirterek bugüne kadar uluslar arası pek çok başarıya imza atmış Selin Melek Aktan ve Setenay Özbek'i ülkelerinde ağırlamaktan son derece mutlu olduklarını belirtti. Setenay Özbek geçtiğimiz yıl katıldığı Taşkent Bienalinden en iyi çağdaş resim ödülü ile dönmüş.Aktan'ında eserleri Amerika ve Italya'da müzeye alınmıştı. Daha önce de Bulgaristan sanat festivaline davet edilerek yine birlikte Türkiye'yi temsil eden iki arkadaş bu vesile ile Osmanlı İmparatorluğunun bugünkü Mısır sanatı üzerine etkileri ve eski Mısır sanatı ile ilgili araştırmalar yapmayı planlıyorlar.
Selin Melek Aktan ve Setenay Özbek Mısır'da
Kankiler Mısır YOLCUSU
14 Nisan 2010, 09:10
Çağdaş Türk resminin iki güzel temsilcisi Selin Melek Aktan ve Setenay Özbek 3.uluslararası plastik sanatlar sempozyumu için Mısır'a gitmeye hazırlanıyorlar.
TURKHABERLER İSTANBUL - Son yıllarda Arap ülkelerinde ve Mısır'da , televizyon dizilerimize ve bunlarda oynayan dizi oyuncularına gösterilen yoğun ilgi şimdi de plastik sanatlar dalındaki sanatçılarımızla devam ediyor.
Bugüne kadar yurt dışındaki pek çok uluslar arası etkinliğe davet edilen Özbek ve Aktan dünya sanat piyasasında türk resim sanatını tanıtmaya çalışırken, bir yandan da çağdaş türk kadınının da temsilciliğini yapıyorlar.
15- 22 nisan tarihleri arasında, Mısır'ın gözde tatil beldesi Sharm El Seiyh şehrinde düzenlenen uluslar arası etkinliğe davet edilen iki ressamımız , 20 ülkeden konuşmacının katılacağı konferansta Çağdaş Türk resmini anlatacak,daha sonra da bir artshowa katılacaklar.
2009 yılında da aynı etkinliğe katılan Aktan daha sonra Türkhaberler sitesinde Mısır'da bir Atatürk kızı adıyla izlenimlerini okuyucularla paylaşmıştı.
Etkinliğin organizatörü Mohammed Hamedah,çağdaş resim sanatında türk ressamları çok etkileyici bulduklarını belirterek bugüne kadar uluslar arası pek çok başarıya imza atmış Selin Melek Aktan ve Setenay Özbek'i ülkelerinde ağırlamaktan son derece mutlu olduklarını belirtti.
Setenay Özbek geçtiğimiz yıl katıldığı Taşkent Bienalinden en iyi çağdaş resim ödülü ile dönmüş.Aktan'ında eserleri Amerika ve Italya'da müzeye alınmıştı.
Daha önce de Bulgaristan sanat festivaline davet edilerek yine birlikte Türkiye'yi temsil eden iki arkadaş bu vesile ile Osmanlı İmparatorluğunun bugünkü Mısır sanatı üzerine etkileri ve eski Mısır sanatı ile ilgili araştırmalar yapmayı planlıyorlar.
28 Mart 2010 Pazar
18 Mart 2010 Perşembe
NİŞANTAŞI GÜNLÜKLERİ
Nişantaşı’nda oturmanın dayanılmaz ağırlığı
Bu yazı 18 Mart 2010, Perşembe 10:40:53 Sozcumagazin.net de Selin Melek Aktan'ın köşesinde yayınlanmıştur
1987 yılında Nişantaşı’nda Abdi İpekçi caddesinde oturduğumuz evin karşısında bir garaj, yanında da kırık dökük sandıkların içinde buruşuk elmalar satan bir manav dükkânı vardı.
Şimdi ki Prada mağazasının yerinde de Kızılay’a ait eski, yüzlü bir bina.
Sonra ne olduysa oldu, önce manavın yerine el kondu.
Bir müddet sonra da olun karşı kıyısındaki mahalle berberimiz yok oldu.
Restoranlar, butikler derken Rumeli caddesinin gözden düşmesiyle sonuçta parlayan yıldızıyla bir başka yer oldu Nişantaşı.
Üstüne üstlük yıllarca Avrupa yakası gibi bir dizi gündemimize oturunca Nişantaşı’nda oturan insanlar da farklı bir kategoride değerlendirilmeye başladılar.
Eğer hep bu semtte yaşıyorsanız farkında bile olmazsınız bunun.
Çünkü asla şık ve lüks bir semtte oturduğunuzu düşünmezsiniz.
Orası bildik bileli yollarını arşınladığınız bir mahalledir sizin için.
Sonra semtin dışına çıkıp, hele bir de uzak semtlerde oturan birileri ile bir vesileyle iş yapmaya başladığınızda birden farklı görüldüğünüzü hisseder ve şaşırıp kalırsınız. Mesela ekonomik krizden falan bahsedip pazarlık etmeye başladığınızda eğer o inanılmaz soruyla karşılaştırsanız yandınız demektir.
’Semt neresi abla’’diye başlayan alelade bir soruya doğrucu Davutluk edip ‘’Nişantaşı’’ demeyin de ne derseniz deyin.
Eğer ağzınızdan kaçırıp söylediyseniz, o andan itibaren kayıp noktasına doğru yön değiştirdiğinizi de bilmelisiniz.
Siz artık yaftalanmış etiketlenmiş, cebinde parası olan dolayısıyla da o satıcının gözünde her şekilde kazıklanmayı hak etmiş bir insansınızdır.
Ya söylenen fiyata razı olun, ya da çıkıp gidin oradan.
Bir kuruş bile pazarlık hakkınız kalmamıştır. Çünkü siz Nişantaşı’nda oturuyorsunuz.
Kendi semtinizde her istediğinizi yapabilirsiniz diye de sakın düşünmeyin.. Burada da Zeytinburnu’ndan gelen tezgahtar size haddinizi bildirmek için (çünkü o butikte çalıştığına göre devreye kontenjandan girmiş bir Nişantaşılıdır ),
’’ama bu fiyat bunun için biraz fazla’’ dediğiniz anda, gözleriyle sizi baştan aşağı süzer ve burnunu havaya kaldırarak
‘’Burası Nişantaşı hamfendi, siz gidin o zaman daha ucuz yerden alın, ona göre kalite ‘’der ve arkasını döner.
O kalite dediği malı geçen sene Floransa’daki açık pazarda 20 Euro ya gördüğünüzü, şimdi bu allı pullu dükkanda daha prezantabl sunuluyor diye kalitesinde bir değişiklik olmayacağını söylemek istersiniz. Ama daha da fazla nefrete maruz kalmayı kaldıramayacağınızı hissedince,
çakma Nişantaşılının karşısında,orada bulunmayı hak etmemiş dış kapının dış mandalı olarak görülen mütevazi ve terbiyeli bir Nişantaşılı olarak size yapılan bu aşağılanmayı sindirmeye çalışarak dışarı çıkarsınız.
En iyisi ben biraz Nişantaşı’nın yerli halkı hakkında bilinmeyenleri anlatayım da uzaylı yaratıklar muamelesi görmekten kurtulsunlar zavallılar.
Nişantaşında oturanlar nasıl insanlardır?
Nişantaşında oturan kişilerin çoğunun öyle lüks arabaları cipleri ,Porsche leri falan yoktur.Çünkü hem bu semtte oturup jeep kullanmanın görgüsüzlük olduğunu düşünürler.Hem de her yere yürüyerek gittikleri ve semtte de ciddi bir park yeri sorunu olduğu için araba almayı gereksiz bulurlar.
Paralarının hesabını gayet iyi bilirler ve onların pahalı ucuz kavramları daha çok bu semtteki yerlerle sınırlıdır.Yani Nişantaşı hudutları içinde yemek,kahve,çay,nerede ucuz nerede pahalı gayet iyi bilirler.Kendi kriterlerini dikkate alarak devamlı takıldıkları yerler vardır ve bunlar genelde Nişantaşına dışarıdan gezmeye ve alışverişe gelmiş insanlarla aynı değildir.
Çoğu Nişantaşılı birisi tarafından davet edilmediği, mecbur kalmadığı sürece hani şu Avrupa yakasında adeta bir semt klasiği olarak gösterilen Beymen Brasseri'de oturup yemek yemez.Hatta sağından solundan arabalar geçerken ,toz toprak yemeğinin üzerine yağıp kornalar zırıl zırıl çalarken insanların ne akla hizmet o masalarda zevkle yemek yediklerine şaşırıp kalırlar.
Ha görmek ve görülmek,paparazzilere yakalanmak için mi diyeceksiniz?
Nişantaşı ahalisi zaten her gün her dakika birbirlerini gördüklerinden böyle bir kaygıları yoktur.Hatta görülmemeyi tercih ederler.
Paparazzileri ve onlara yakalananları gördüklerinde
‘İnsanlar ellerinde alışveriş paketleri ile görülmeye, bu kadar hevesliyseler hadi heveslerini alsınlar bakalım da,niye burada ve bu semtte diye düşünür
,istemedikleri bir tiyatro sahnesiyle karşılaşmış gibi hızlıca yürüyüp giderler.
Çünkü sokaklarda gördüğünüz o kokoş kadınlar Nişantaşılı olmayıp,oraya başka semtlerden alışverişe veya arkadaşlarıyla görüşmeye,görülmeye gelmiş kişilerdir.
Hiçbir Nişantaşılı kadın çok özel bir neden olmadıkça dükkan dükkan gezip giyim alışverişine falan çıkmaz.
Onlar modayı ve değişen vitrinleri zaten günlük yaşam koşuşturmaları içinde dükkanların önünden geçerken görür,ancak gözlerine ilişen bir şey olursa içeriye girer bakarlar.
Nişantaş’ında her on metrekareye bir kuaför salonu düşmektedir ki,bunların nasıl iş yaptığına en çok da semt ahalisi şaşar kalır.
Çoğu semt sakini manikür pedikür haricinde, her dakika fön çektirmek için kuaföre gitmeyi ve uzun uzun o koltuklarda oturmayı saçma bulur.
Hanımlar genelde seçkin saç bakım ürünlerini kullanır ama bunu süsten ziyade bir sağlıklı yaşam programı içinde görürler.
Bu yüzden sokak aralarında yürürken kuaför dükkanlarının içine baktığınızda elemanların ya elindeki telefonda oyun oynadığını,,ya da her birinin bir koltukta gazete okuduğunu görürsünüz.
Her nasılsa burada işe başlayan her kuaför dükkanı bir süre sonra sanki doğurur . Bir dükkanda yetişen,eli biraz eli fön tutmayı öğrenen çıraklar hemen kendilerinin de tez zamanda patron olmaları gerektiğine karar verirler veüçü beşi bir araya gelip 4 metre ilerde yeni bir kuaför dükkanı açarlar.Bu yüzden eski semt sakinleri hangi kuaför dükkanına giderlerse gitsinler,orada muhakkak onları çok eskilerden tanıyan en ez bir elemanla karşılaşırlar.
Semtin bekarlarının evinde pek fazla yemek pişmez
Bu yüzden yolda birbirini gören yakın arkadaşların, "aç mısın?" sorusunun ardından en yakın kafeye oturup birer bardak bir şey içmeleri veya bir salata yemeleri alışılagelmiş şeylerdendir.
Bu yüzden bekar kesim genelde anne yemeğine hasret yaşamaktadır.,
Bir ahbaplarının evine davet edildiklerinde menüde dolma ,karnıyarık gibi yemekleri görünce muhteşem bir ziyafete konmuş modunda yaşayan kesime örnek teşkil ederler.
Genelde Nişantaşı’nda sosyal hayat yolda,markette,kitapçıda,dükkanda karşılaşmalarla sürer gider ve bu yüzden kimse kimsenin evine oturmaya gitmez.Akıp giden hayatın ve günlük koşuşturmaların arasına sıkışmış bu ayak üstü sohbetlerle herkes diğerinin hayatındaki değişiklikleri öğrenir.Çünkü o on dakikada karşılıklı hayat özetleri verilir bu yüzden dostluklar bitmeden yıllarca sürer.
Zaten semt sakinlerinin takıldığı yerler bellidir ve herkes birbiri ile göz aşinasıdır.
Aşk kafe eski yeni herkes için gözdedir.Semtin butik kitapçısı Reasürans pasajının altındaki Patika kitap evidir.Sahibi Müslüm gelen herkesi tanır,tanımadıkları ile de tanışır ve size kendinizi özel hisettirir.Oradan alış veriş ederken, DR da kasanın arkasında duran kızın algıladığı gibi herhangi biri olmadığınızı bilirsiniz.Yıllarca o semtte oturan bir Nişantaşlı olmanın en çok tadını çıkaracağınız yer o kitapçıdır.İstediğiniz gibi oturur,kitap karıştırır,işiniz uzunsa çayınızı içer,kasada da kötü muamele görmeyeceğinizi, bile bile kredi kartınıza kaç taksit yapılacağını sorabilirsiniz.
Nişantaşı sakinleri cumartesi geceleri ev davetleri harici sokaklara çıkmayı sevmez, sinemayı tercih ederler.Cities açıldığından beri destek reasürans pasajının altındaki sinema müşterisi oraya kaymıştır.
Nişantaş’ında her on metrekareye bir kuaför salonu düşmektedir ki,bunların nasıl iş yaptığına en çok da semt ahalisi şaşar kalır.
Çoğu semt sakini manikür pedikür haricinde, her dakika fön çektirmek için kuaföre gitmeyi ve uzun uzun o koltuklarda oturmayı saçma bulur.
Hanımlar genelde seçkin saç bakım ürünlerini kullanır ama bunu süsten ziyade bir sağlıklı yaşam programı içinde görürler.
Bu yüzden sokak aralarında yürürken kuaför dükkanlarının içine baktığınızda elemanların ya elindeki telefonda oyun oynadığını,,ya da her birinin bir koltukta gazete okuduğunu görürsünüz.
Her nasılsa burada işe başlayan her kuaför dükkanı bir süre sonra sanki doğurur . Bir dükkanda yetişen,eli biraz eli fön tutmayı öğrenen çıraklar hemen kendilerinin de tez zamanda patron olmaları gerektiğine karar verirler veüçü beşi bir araya gelip 4 metre ilerde yeni bir kuaför dükkanı açarlar.Bu yüzden eski semt sakinleri hangi kuaför dükkanına giderlerse gitsinler,orada muhakkak onları çok eskilerden tanıyan en ez bir elemanla karşılaşırlar.
Semtin bekarlarının evinde pek fazla yemek pişmez
Bu yüzden yolda birbirini gören yakın arkadaşların, "aç mısın?" sorusunun ardından en yakın kafeye oturup birer bardak bir şey içmeleri veya bir salata yemeleri alışılagelmiş şeylerdendir.
Bu yüzden bekar kesim genelde anne yemeğine hasret yaşamaktadır.,
Bir ahbaplarının evine davet edildiklerinde menüde dolma ,karnıyarık gibi yemekleri görünce muhteşem bir ziyafete konmuş modunda yaşayan kesime örnek teşkil ederler.
Genelde Nişantaşı’nda sosyal hayat yolda,markette,kitapçıda,dükkanda karşılaşmalarla sürer gider ve bu yüzden kimse kimsenin evine oturmaya gitmez.Akıp giden hayatın ve günlük koşuşturmaların arasına sıkışmış bu ayak üstü sohbetlerle herkes diğerinin hayatındaki değişiklikleri öğrenir.Çünkü o on dakikada karşılıklı hayat özetleri verilir bu yüzden dostluklar bitmeden yıllarca sürer.
Zaten semt sakinlerinin takıldığı yerler bellidir ve herkes birbiri ile göz aşinasıdır.
Aşk kafe eski yeni herkes için gözdedir.Semtin butik kitapçısı Reasürans pasajının altındaki Patika kitap evidir.Sahibi Müslüm gelen herkesi tanır,tanımadıkları ile de tanışır ve size kendinizi özel hisettirir.Oradan alış veriş ederken, DR da kasanın arkasında duran kızın algıladığı gibi herhangi biri olmadığınızı bilirsiniz.Yıllarca o semtte oturan bir Nişantaşlı olmanın en çok tadını çıkaracağınız yer o kitapçıdır.İstediğiniz gibi oturur,kitap karıştırır,işiniz uzunsa çayınızı içer,kasada da kötü muamele görmeyeceğinizi, bile bile kredi kartınıza kaç taksit yapılacağını sorabilirsiniz.
Nişantaşı sakinleri cumartesi geceleri ev davetleri harici sokaklara çıkmayı sevmez, sinemayı tercih ederler.Cities açıldığından beri destek reasürans pasajının altındaki sinema müşterisi oraya kaymıştır.
28 Şubat 2010 Pazar
Nasıl klip oyuncusu oluvermişim )))
Bazen bana izleyicilerim tarafından güzel sürprizler yapılır,ben de o zaman resim ve heykel sanatçısı olarak bir şekilde insanlara ulaşabildiğimi, onlarla kontak kurabildiğimi düşünür ve mesleğimin zorluklarına rağman yoluma devam edebilmek için güç kazanırım ..Bazen de kibar sanatseverler sergilerime ellerinde küçük hediyelerle gelir,gönlümü alırlar.Şanslı bir insan olduğumu düşünüyorum bu yüzden.
işte bu video da o güzel sürprizlerden biri...
Sevgili Ümit Yılmaz'a bu video çalışması için teşekkür ederim.Farkında olmadan klip oyuncusu oluvermişim)))
HAYVANLARI SEVİYORUM



Beslemek için hiç hayvanım olmadı.
Galiba çok seyahat ettiğim için bana
ayak bağı olacaklarından korkuyorum..Evdeki çiçeklerim bile her uzaklara gidişimde evde özel düzenlemeler yapmamı gerektiriyor.Hem köklerimle evime, aileme, ülkeme çok bağlıyım ve onları hiç değiştirmeden bıraktırmayı seviyorum,hem de kuşlar gibi özgür olmayı,hiç bir yere ve hiç bir eşyaya bağlı kalmadan yaşayabilmeyi hayal ediyorum.Ne büyük bir çelişki değil mi?
İşte bakamasam bile onlara duyduğum bu sevgi yüzünden sürekli hayvan resimleri yapıyorum.Ben onların hayvan olduğundan bile kuşkuluyum.Onlar bence hayvan görünümünde insanlar.Benim oyun arkadaşlarım,özlediğim kardeşler.ayrıca hepsi de çok sevimli ve sevgi dolular))
ilk olarak kedi resimleriyle başladım bu işe..
2007 yılında Peru'ya yaptığım bir seyahatten sonra hayatımda beliriverdiler.Herkes de kedilerim olduğunu zannetti. Hayır ,benim iç kedim olmadı,hatta onlara elimi bile süremem.
Anne baba kavgasının olmadığı bir evde büyüdüm ben.
Bursa'da bahçesi kocaman,içinde kedilerin cirit attığı 4 katlı bir evimiz vardı,bir de kedilerle haşır neşir olmayı seven çok yaramaz bir ağabeyim..Ben uslu bir çocukmuydum onu bilmiyorum.Görevim daha çok ağabeyimin yaptığı her türlü haşarılığa asistanlık etmekti.Sıkıysa hayır de, saçımın çekilmesinden çimdiklenmeye kadar her türlü ağabey işkencesine maruz kaldığım söylenebilir.Tabi onun bunları yaptığını kimse görmediği için dışarıdan sürekli zırıl zırıl şikayet eden bir kız çocuğu gibi algılanmış olabilirim.Ama ağaçların tepesine çıkmayı,komşu evlerin damlarında dolaşmayı,komşumuzun bahçesindeki erik ağacının bizim bahçeye uzanan dallarından daha büyümeden papaz eriklerini koparmayı,bisiklete binmeyi hep ondan öğrendim.
O kediler ne zaman hamile,ne zaman doğuracak bilir,onları sıkı bir takibe alırdı.
Her türlü yaramazlığa göğüs geren,bize ne yapsak sabırla yaklaşan ve hiç cezalandırmayan bir annemiz vardı.Şimdi düşünüyorum da galiba o kocaman bahçe hem onun hem de bizim hayatımızı kurtarıyordu.Yaz aylarıyla ilgili tüm hayallerim hep o bahçe ile ilgili..Apartıman katlarında bunalım geçiren tüm kuzenlerimde bize doluşur,aklınıza gelen her türlü yaramazlığı yapardık.
Annem bir tek evdeki gümüşleri evcilik oynamak için bahçeye taşımamızdan şikayet ederdi. Bir de o bahçe kedilerinin kışın evin içine saklanıp gözden uzak bir köşede bebeklerini dünyaya getirmeleri olayı vardı ki,bu daha çok annemin
'aaa,bu kedi gardroba saklanmış,burada doğurmaya çalışıyor galiba''diye attığı çığlıklar ile sonlanırdı.
Akşam üzerleri işten yorgun argın gelen babamın bahçeyi gezip o gün bisikletle dolaşırken yapmış olduğu hasar tespit çalışmaları da çocukluk anılarım arasında
Sabah 5 te kalkıp akşamlara kadar çalışan ve yemek yedikten sonra yorgunluktan hemen gözleri kapanan babamın hayattaki en büyük hobisi o güzel bahçeydi.Güllerin en güzelini diktirir,yıldız çiçekleri,leylaklar,hanımelleri,kartoplarıve her çeşit meyva ağacı ile dolu o bahçeyi sulamaya bayılırdı.Küçük bir parktaymışçasına şekil verdirerek düzenlenmiş çiçek tarhlarının etrafında şimşirler vardı ve bunların bir kısmı hergün ağabeyimle benim daracık patikalarda yaptığımız bisiklet yarışına kurban giderdi.Babam bahçeyi sulama seansları sırasında bunu hemen fark eder ve ''çocuklar yine şimşirleri ezmiş ''diye söylenmeye başladığı anda,annem bize bir işaret çakar,bizde koşa koşa evin en üst katına çıkardık.Babacığımın oralara gelemeyeceğini bilir,sonra suçlu suçlu yemeğe inerdik.Zaten o saate kadar bahçe falan unutulmuş olurdu.Bu seferde evin tekir kedisi kapıyı tırmalamaya başlar,ağabeyim içeri almak ister,babam da kedinin eve girmesinden hoşlanmazdı..
Tekir o uyuduktan sonra gizlice içeri alınırdı.Babamın öyle çok otoriter bir insan olduğunu falan sanmayın.Çok az konuşan,işiyşe gücüyle meşgul bir insan olduğu için onun bir bakışı bile önemliydi bizim için.Belki de çocukluğumla ilgili hatırladığım evdeki tek huzursuzluk anısı kedi olduğu içindir ki,onları sadece gözümle seviyorum.Ama bu onların resimlerini yapmama engel olmuyor.Bu yıl nedense ayıcık resimleri yapmaya başladım ..Doğaya tutkum ve özlemim burada da ortaya çıkıyor,seviyorum ben hayvanları.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
